8 mart dünya kadınlar günü

8 mart dünya kadınlar günü

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

Dünya kadınlar günü kutlu olsun.

Kadınlar eziliyor demek kolay, sorunlarla yüzleşmek gerek…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşık yüz yıldan bu yana kutlanıyor. Ancak kadınların sıkıntılarının hiçbir zaman bitmediği göz önüne alınırsa bu günlerin ‘toplu ağlama seansları’ olmaktan öte gidemediği anlaşılıyor. O halde kadınlar mazeretlerinin arkasından çıkıp gerçeklerle mücadele etmeyi denemeliler.

Dünya Kadınlar Günü 1908 yılından bu yana kutlanıyor; ancak kadınlar aradan geçen yüzyıllık bir zamana rağmen sorunlarına çözüm bulabilmiş değiller. Sorunlar biçim değiştiriyor, çeşitleniyor ve artarak devam ediyor ve 8 Martlar tüm dünya kadınları için ‘toplu ağlama seansları’ olmaktan öte gidemiyor. Kadınlar aşılamaz sorunları olduğuna, ezildiklerine, ikinci sınıf vatandaş olduklarına öylesine inanmış durumdalar ki, bunun aksini düşünmek koskoca bir yalanmış gibi görünüyor. Kadınlara, sorunlarla yüzleşmek ve yaşamlarındaki sorumluluğu yüklenmek yerine kendi kendilerinin ezildiğine inanmak daha kolay geliyor. İnsanın kendi beynini programlayabileceğinin kabul edildiği bir dönemde, her iki cümlesinden birisini “kadın olmanın zorluğu”, “sindirilmişliğimiz ve daha doğarken ölmüşlüğümüz”le ilgiliyse başkaları kadınlar için ne yapabilir ki?

Kadınlar öğrenilmiş bir çaresizlikle yüz yüze. Kadınların cebinde gerektiğinde kullanılmak üzere bekletilen ‘zatenli’ bir cümle var. “Zaten başarmamız zordu”, “Zaten orada olamazdık” vs… Köpekbalıklarıyla ilgili yapılan bir deney vardır; köpekbalığı bir cam bölmeyle ikiye ayrılan devasa bir akvaryuma bırakılır. Bölmenin diğer tarafında küçük balıklar vardır. Köpekbalığı küçük balıklara saldırır; fakat her seferinde aradaki cama çarpar. Aradaki bölme kaldırılıp da küçük balıklar özgürce yüzmeye başladıklarında köpekbalığı saldırmayı denemez artık çünkü o balıkları yakalayamayacağına inanmıştır bir kez; yani öğrenilmiş bir çaresizlikle yüz yüzedir. Bizim de annelerimizden devraldığımız ve kızlarımıza belki farkında olmadan aktardığımız çaresizliklerimiz var.

Biz kadınların belki de en çok düştüğü hata, varlığımızı başkalarının varlığı ile birlikte kıymetli bulmak. Annelik elbette feragat, özveri ve adanmışlıkla eş anlamlıdır; ancak her kadın birisinin annesi ya da birisinin eşi olmadan da kıymetlidir. Birey olmayı bencillikle karıştırmamak gerekir. Tıpkı bağlılığı bağımlı olmakla karıştırmamak gerektiği gibi. Bize eşlerimize ve çocuklarımıza bağımlı olmamız öğretildi. Ancak başkalarının ihtiyaçlarını karşıladığımız zaman mutlu olacağımız söylendi. Kendi ihtiyaçlarının farkında olmayan ve onları karşılamak için hiçbir girişimde bulunmayan kadınların şu tür cümleler kurmasını mazur görmek gerekir; ‘Benim kocam hakim, oğlum profesör, kızım da banka müdürü…’ Onlara ‘Peki ama sen nesin?’ diye sormak gerekir. Beklenen cevap illâ ki bir meslek adı değildir. Kadının kendini nasıl tanımlıyor oluşudur önemli olan. Bir vakıfta gönüllü olarak çalışıyordur, çok yakında kişisel resim sergisi açacaktır, iyi bir okurdur ve güzel makaleler kaleme alıyordur, ebru sanatçısıdır ya da ayda bir kimsesiz çocukları ve yaşlıları ziyaret ediyordur; ama ortaya koyduğu ve kendisini anlamlı bulduğu bir meşguliyeti vardır. Şurası bir gerçek ki çocuklarımız artık saçını süpürge eden anneler istemiyor, internette sörf yapmayı bilmeyen anneler çocukların gözünde onları hiçbir zaman anlamayacak kişiler aynı zamanda.

Akşama kadar eşinin işten çocuklarının da okuldan gelmesini bekleyen ve beklediklerine kavuştuğu zaman da anlaşılamamaktan yakınan kadınlar için uzmanlar bir öneride bulunuyor: ‘Gökyüzünde bir yıldızınız olsun, cadde kenarında bir ağacınız, onlara bakarken kâinatın güzelliğini düşünün ve böylece akşam içeri giren ilk kişiye can sıkıntınızı ve boşluğunuzu aktarmayın. Unutmayın ki insanı tam olarak anlayabilecek tek varlık Yaratıcımızdır.’

8 mart dünya kadınlar günü


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir